Offf, yine mi tıkandı lavabo??
Kesin bi tıkanıklık var.
Yine yazmam gerekiyor (?) ama bir atalet, bir rehavet, bir kaçış…
Yazmasam da, yazılmışlardan biri için “hah işte ben de böyle düşünüyorum” desem çabası :)
İşte bu çaba ile okuyup duruyorum sabahtan beri.
“İşte burada yazılmışı var” diye gözüme gözüme parlasın, ben de şöyle diyeyim; “aaa, benim gibi düşünen başkaları da varmış” :}
Hani çok özeliz, çok farklıyız ya herbirimiz (yazar burada “herbiri”nin bitişik yazıldığından emin olmak için google’a başvurur. Eskiden TDK.ya giderdi ama artık bu kolayına geliyor), başka birinin yazdıkları asla tam olarak ifade edemez ya bizim anlatmak istediklerimizi…
Hep bir eksiği vardır. Ya da fazlası.
_Bu da büyük bir keşif sanki_
Her parmak izi, her kaplan deseni “bile” (?) farklıyken, kooooooskoca insanoğlunun (yazar burada da, sabah okuduğu F.’nin yazısının tesirindedir ve son anda farkeder) o muazzam zihin gücü elbette ki farklı, eşsiz olacaktır.
.
.
.
Yok yok.
Başlarsam arkası gelir dedim ama gelmeyince gelmiyor işte.
Çünkü bunu mütemadiyen yapmak lazım.
Yani sıklıkla yazmak lazım.
Bense birbiriyle alakasız onlarca konuyu, farkında olmadan biriktiriyorum içimde _bu kadar konuşkan olup, böyle biriktirebilmeyi nasıl başarıyorum onu da anlamış değilim :D_ sonra bazılarını başkaları da bilsin diye, bazılarını da unutmayayım diye yazmak istiyorum.
Sonra “o hooo, bunu yazmaya kalksam sabahı bulur, en iyisi özetleyeyim” diyorum :)
Özeti düşününce eksik geliyor, vazgeçiyorum.
Ama kendime serzenişte bulunmayı ihmal etmiyorum tabi!
Hem yıllar sonra okuyup güleceğim bunlara, hem de birkaç kişi denk gelecek ve tek yana gülümseyip (tercihen sağ yana) “bazen bana da olur böyle” diyecek.
Sen demeyebilirsin. Ama birileri diyecek ;)