May272012

Offf, yine mi tıkandı lavabo??

Kesin bi tıkanıklık var.
Yine yazmam gerekiyor (?) ama bir atalet, bir rehavet, bir kaçış…

Yazmasam da, yazılmışlardan biri için “hah işte ben de böyle düşünüyorum” desem çabası :)

İşte bu çaba ile okuyup duruyorum sabahtan beri.
“İşte burada yazılmışı var” diye gözüme gözüme parlasın, ben de şöyle diyeyim; “aaa, benim gibi düşünen başkaları da varmış” :}

Hani çok özeliz, çok farklıyız ya herbirimiz (yazar burada “herbiri”nin bitişik yazıldığından emin olmak için google’a başvurur. Eskiden TDK.ya giderdi ama artık bu kolayına geliyor), başka birinin yazdıkları asla tam olarak ifade edemez ya bizim anlatmak istediklerimizi…
Hep bir eksiği vardır. Ya da fazlası.
_Bu da büyük bir keşif sanki_
Her parmak izi, her kaplan deseni “bile” (?) farklıyken, kooooooskoca insanoğlunun (yazar burada da, sabah okuduğu F.’nin yazısının tesirindedir ve son anda farkeder) o muazzam zihin gücü elbette ki farklı, eşsiz olacaktır.
.
.
.


Yok yok. 
Başlarsam arkası gelir dedim ama gelmeyince gelmiyor işte.

Çünkü bunu mütemadiyen yapmak lazım.
Yani sıklıkla yazmak lazım.

Bense birbiriyle alakasız onlarca konuyu, farkında olmadan biriktiriyorum içimde _bu kadar konuşkan olup, böyle biriktirebilmeyi nasıl başarıyorum onu da anlamış değilim :D_  sonra bazılarını başkaları da bilsin diye, bazılarını da unutmayayım diye yazmak istiyorum.

Sonra “o hooo, bunu yazmaya kalksam sabahı bulur, en iyisi özetleyeyim” diyorum :)
Özeti düşününce eksik geliyor, vazgeçiyorum.

Ama kendime serzenişte bulunmayı ihmal etmiyorum tabi!
Hem yıllar sonra okuyup güleceğim bunlara, hem de birkaç kişi denk gelecek ve tek yana gülümseyip (tercihen sağ yana) “bazen bana da olur böyle” diyecek.
Sen demeyebilirsin. Ama birileri diyecek ;)

7AM
April202012
“Karıncalar huzursuzluk yaratacak derecede insana benzerler. Mantar yetiştirirler, böcek olarak afid beslerler, ordularını savaşa sokarlar, düşmanlarını korkutmak ve bozguna uğratmak için kimyasal spreyler kullanırlar, esir alırlar, çocuk işçi kullanırlar, durmaksızın bilgi alışverişinde bulunurlar. Televizyon izlemek dışında her şeyi yaparlar.”

Lewis Thomas

Ant-Man. Stan Lee ve Jack Kirby tarafından yaratılmış bir Marvel çizgi roman karakteri.

(via nabokovokoban)

10AM
March62012

Bir bilebilsem…

Yazmak istiyorum.
Günlerdir, haftalardır, aylardır…

Kelimeler döküldükçe hafifleyeceğim, biliyorum.
Ama olmuyor, yapamıyorum.

Bir şey var.
Tutan, engel olan bir şey.
Ve atalet değil bu kez.
Gerçekten değil.
“Olmasa da olur” işleri bile tamamladım, birini bitirip yeni “yarım kalmışlar”a başladım gün be gün.
Ama yazmadım.
Yazamadım.

Hala yazamıyorum.

Beni de besleseydi gri bulutlar, yazabilirdim sanırım.
Oysa ben görmezden geldim onları, renklere kaçtım.

Şimdiyse renkler bana kaçıyorlar :)

Hissediyorum.
Yakında yazabileceğim.
Korkmayacağım yazmaktan.
Hatırlamaktan.
Hatırlayamamaktan da korkmayacağım.
Böyle yarım da kalmayacak.
Yazarak çoğalacağım.

June92011

Başlıksız (!) bir farkındalık:

…Umutlarımla başka biri olmuştum, pişmanlıklarımla başka.

Başaramamıştım duygularım değişirken aynı kişi olmayı…

Mutluyken rengarenk oldum, mutsuzken yoktum.

Umutluyken fuşya oldum mesela :)

Bazen de yaprak yeşili…

Pişmanlıklar ise kahverenginin sevmediğim bir tonuna boyadı beni. Göster desen gösteremem o tonu. Bir çeşit vicdan muhasebesesi. Boya kutumdan ayrılmanın hüznündendi sanki zavallının kamburu.

June52011
[Flash 9 is required to listen to audio.]

Nasıl bir hikaye ki bu?…

(0 plays)
May302011
Anlatmaya gerek kalmadan…

Anlatmaya gerek kalmadan…

4PM
Kelimeler olmadan…

Kelimeler olmadan…

9AM

Bir varmış… Bir de yok.

O, “ol” dedi ve oldu ne varsa.

Bazılarının “ol”ması zaman aldı, bazıları ise bir çırpıda vücut buldu.

Kimi kolay oldu, zor öldü.

Kimi zor oldu, kolay öldü.

Oldu…

Öldü…

Bazıları olmakta iken, bazıları öldü.

← Older entries Page 1 of 3